Bir merdiven tıkırtısıydı en büyük isyanın.
Senden habersiz, senden ayrı hiçbir şeye dayanamazdın.
Söylesene sen neydin melek mi?
Bir merdiven tıkırtısıydı en büyük isyanın.
Senden habersiz, senden ayrı hiçbir şeye dayanamazdın.
Söylesene sen neydin melek mi?
Farkındalık, çoğumuzun sahip olduğunu sandığı ve aslında tam manasıyla başaramadığı bir konu. Çünkü birinin gerçekten farkındalığı olması için önce kendini çok iyi tanıması ve anlaması gerekiyor. Kendini tanımak ise tıpkı bir başkasını tanıdığımızda ki gibi insanın kendisiyle uzun sohbetler etmesiyle oluşuyor. Sorduğu sorular neticesinde ulaştığı cevaplar adeta insanın kendinden içine açılan penceresi. Ne istiyorum? Ne bekliyorum? Ne beni mutlu eder? Ne beni üzer? Neye Kırılırım? Doğru hissedebiliyor muyum? Gibi soruların cevapları aslına kendine giden bir yol haritası.
Uzun ve düz bir yol değildi elbette
Köşe başları vardı
Her biri ayrı yollara çıkan
Yürüdükçe kaybolduk
Gittikçe başa döndük
Affetmeyi bildiğini sanır çoğu insan. Ya da hiç kalp kırmadığını düşünür. En çok vicdan azabından korkar. Ya da haksız olmaktan. Bilmez her duygunun olaylar karşısında objektif gelişebileceğini. Hep kırılan olamazsınız ya da hep haklı. Hep iyi de değilsiniz hep kötü de. Her ne koşulda olursa olsun öz benlik anlatmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Anlaşıldığında da tatminlik duygusu yaşamak ve kendine inanmak ister. Oysa iç muhasebesini tamamlamamış kendine dışarıdan bakamayan her insan sanrılar içinde yaşar. İletişim bu yüzden önemlidir. Yanlış hissedebileceğini ve düşünebileceğini bilmelidir. Kendi muhasebeni hiç çekinmeden tüm gözler önünde yapabilmeli, herkes doğru dese bile yanlışını göre bilmelidir. Ya da tam tersi.