Farkındalık, çoğumuzun sahip olduğunu sandığı ve aslında tam manasıyla başaramadığı bir konu. Çünkü birinin gerçekten farkındalığı olması için önce kendini çok iyi tanıması ve anlaması gerekiyor. Kendini tanımak ise tıpkı bir başkasını tanıdığımızda ki gibi insanın kendisiyle uzun sohbetler etmesiyle oluşuyor. Sorduğu sorular neticesinde ulaştığı cevaplar adeta insanın kendinden içine açılan penceresi. Ne istiyorum? Ne bekliyorum? Ne beni mutlu eder? Ne beni üzer? Neye Kırılırım? Doğru hissedebiliyor muyum? Gibi soruların cevapları aslına kendine giden bir yol haritası.
Doğru sorular kadar dürüst ve tarafsız cevaplar da önemli. Hatalarınla yüzleşebilmek, onları dönüştürebilmek ya da kabul edebilmek çok uzun uğraş ve çaba gerektiriyor. Genelde başkalarının yaptıklarına ve hatalarına takılıyoruz. Oysa onları sadece seçme ya da reddetme hakkımız var. Değişimleri kendi ellerinde ve mesafeyi doğru ayarlamak da kendini tanımanın bir parçası. Kendini tanıyan insanın hem ilişkileri daha sağlıklı oluyor hem de hayattan aldığı keyif artıyor. Kararlarını daha net verebiliyor ve yaşamdan ne istediğini daha iyi biliyor.
Kendini tanımayan insanın ise en büyük yanılgısı başka mutlulukları taklit ederek mutlu olmaya çalışması. Çoğu insanda bu yanlış algı mevcut. Daha güzel olursam, daha zengin olursam, daha fazla yere gidebilirsem gibi birçok dış görüntüyü huzura giden yol sanıyor. Oysa herkesin hayattan ve kendinden beklentisi farklı. Ve en ilginci aslında sizi mutlu edecek şey sahip olduklarınız değil. Sahip olduklarınıza nasıl baktığınızdır. Hislerinize güvenin, hislerinizi dinleyin o size ne istediğinizi ve ne olduğunuzu bazen şefkatle bazen acımasızca söyler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder