4 Eylül 2015 Cuma

BEN GİBİ SEN GİBİ BİZ GİBİ




        Evlat edinmek üzerine konuşuyorduk. Kendi canından olmayana yapacağın fedakarlığın  daha fazla olacağına ve çok özverili davransan bile,  hüsranla sonuçlanabileceği olasılığının daha fazla olduğuna inanıyordu. Hatta buna hassasiyet, hassas düşünme diyordu. Bana göreyse bu verdiğin emeği alamama korkusuydu.
Yarın büyüyünce gidebilir, seni sevmeye bilir ya da onca verdiğin emeğe karşılık biyolojik ailesini bulmak isteyebilirdi.  Bu bir olasılık oysa, yaşanmış tecrübelerle kuvvetli de olsa. Ben her hikayenin kahramanlarının tek olduğuna inanırım. Genelleme ya da istatistiksel veriler bende tutmaz.  Şimdi öz annenle ya da babanla kavga etsen bunun kasıtlı olduğunu düşünmeye bilirsin. Sende yaraya neden olmaz. Evet belki fazla sevgi vermek zorunda kalabilirsin, daha ince düşünerek hareket edebilirsin. İnsansın nihayeti tam hakkıyla yapamaya bilirsin . Ama bir insana kendi gibi ya da içinden geldiği gibi davranma hakkını kan bağı sayesinde mi elde eder ? Sana fedakarlığı yaptıran bu kan bağı mıdır? Kan bağın olduğu için mi olumsuz yanlarına tolerans gösterilir? Affetmek daha mı kolay olur? Bir çok insan böyle düşündüğü için mi en yakınlarının yaptıkları yanlışları görmezden gelir? Kan bağı daha çok mu sevmeni sağlar? Gibi bir sürü soru. Ha bir de senin olabiliyorken neden evlatlık? Evlatlık o çocuk için midir yoksa tüm yolların tıkanınca başvuracağı bir tercih midir? Neden sonuç düzenekleri kurmadan sadece sevemez mi insan?
        Bence insan emek verdiği her şeyi sever. Hemde fazlasıyla sever ve sevdiğin her şeyde üzüle bilme ihtimalini göze alarak sever. Doğduğunda hastahanede karışa bilirsin ve bu ailenin sana vereceği emeği, sevgiyi değiştirmez. Ama kendinden yana olan biri iseler bunu öğrendiklerinde emeklerini değil kan bağlarını seçebilirler. Kan bağıyla ilgili tam düşüncem kendinden yana olma egosudur. Benim kanım, benim canım üzerinden verilmiş benim emeğim hakkını tekelinde tutmak istemek. Sahibi olmakla sahip çıkmak arasındaki farkı hala bilmiyoruz. Dünya üzerinde yaşayan tüm canlar sevgiyi ve emeği hak eder. Paylaşımı kan bağı üzerinden yapılmış olsa dahi, her insan kendini tüm canlara karşı sorumlu hissetmesi gerekmiyor mu? Hassasiyet bu değil mi?
      Bence insan emek verdiği her şeyi sever ve severken kaybetme ihtimalini düşünmeden sever. Verir, paylaşır, sahip çıkar ama sahibi gibi davranmaz, kendi yaptıkları üzerinden karşılık görmesi gerektiğine inanarak onun sevgisini gasp etmeye çalışmaz. Bana göre yaptığın şeylerin karşılığını beklemek ve göremediğinde gösterdiğin olumsuz tavır, kendi yaşadığın duyguların getirisi olan fedakarlıkların üzerinden karşındakine vefa borcu yazmaktır.
     Sevgi sadece var olduğu ve içine o duyguyu verdiği için şükretmekle gerçek değerini bulur. Gerisi artı ve eksilerini düşündüğün bir hesap çizelgesi. Sadece sev, emek ver ve ne olursa olsun kan bağın olsa da olmasa da , ya da sevdiğin herhangi bir şey için bile üzebileceği ihtimalini göze alarak, sindirerek sev. Ha böyle düşünmeyene de saygı duyarım tabi bir yere kadar, en yakınlarımda da böyle düşünenler var. Ama ben ne kan bağına, ne anne babalığın kutsanmasına inanırım. İnsanların zaten var oluştan gelen bir çok özelliğini artı bir şey yapıyormuş gibi sunmasına da karşıyım. Ben iyi, düşünceli biriyim demenin gereksizliği gibi, çünkü zaten iyi yaratıldın bu bir lütuf değil. Kutsal olan insan, can, vicdan ve iyiliktir bence. Hepimiz başkayız işte. Ben ben gibi sen sen gibi ve biz gibi binlercesi. Farklılıklarımızın dengede bir tamamlayıcılığı sağladığını biliyorum. Ve hiç birimizin doğrusunun mutlak doğru olmadığını da. Her insanın kendi doğrularınca hayatını şekillendirmesini de anlıyorum. Anlamadığım konu ise kendi doğrusunu mutlak doğru kabul edip başkalarınında öyle düşünmesinin istenmesi. Kim bilir farklılıkların farklılığındandı sevginin yüz ölçümünün genişlemesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder