Bir yaz daha bitti aşklarıyla, telaşlarıyla, güzel hatıraları, hatırı sayılır yanıklarıyla :). Bütün kış bekledik planlar yaptık, araştırdık, taradık ve nihayeti yaşadık bitti, tıklım tıklım beachler kedilere kaldı . Tatil dönüşü konuşulacak, yapılacak çok şey birikti, arkadaşlar arandı uzun kahve sohbetleri planlandı havadisler, dedikodular, kritikler...
Arkadaşımla buluştum tatil dönüşü bronz tenlerimiz, yazdan kalma elbiselerle hala tatil havasındaydık, nasılsın iyi misin? Şu nasıl bu nasıl? Nerelere gittin? Neler yapacaksın ? Vesaireden sonra sohbet derinleşti ''eee dedim aşk var mı aşk? ''
''Var olacaktı ama olmadı '' dedi, başladı anlatmaya kalabalık bir arkadaş grubuyla güneye gitmiş herkes çift, bir o ve bir de muhtemel ona tanıştırmayı düşündükleri çocuk yalnız. Böylelikle muhabbetin gelişmesi de zor olmamış. Çocuktan baya etkilenmiş hatta hayaller kurmaya , gelecek planları yapmaya çoktan başlamış kafasında bütün aradıkları da varmış üstelik çocukta (yaz aşkını orada bırakmamaya kararlı gibi ).Ama sonuçlarını her yönüyle göze alamadığın duygular pek de aşk sayılmazdı dimi , neyse döndükten sonra da telefon görüşmelerine, mesajlaşmalara devam etmişler ama çocuktaki sıcaklık, samimiyet artması gereken yerde azalmış. Beklediği ilgiyi göremedikçe arkadaşımdaki ısrarlı tavır artmış. Ki artmasındaki tek neden tek soruya cevap alamaması, neden onun istediği gibi gitmiyordu? Biz kadınlar hep önce hayal kurup olmayınca da hayal kırıklığımızı karşımızdaki insanın yarattığı bir durummuş gibi yapmaya bayılırız. Bir adım atarız, atarken de karşı tarafın beklediğimiz doğrultuda hamle yapmasını bekleriz olmadı mı eyvah!!! Ne de olsa her şey bizim planladığımız gibi olmalı ya da sürmeli bizden bağımsız davranışlara ya da öngörümüzün dışına çıkan olaylara pek tahammülümüz yok. İşte işler tam da bu noktada tatsızlaşıp arkadaşım bütün dikenlerini çıkarıp biraz da yüzsüzlüğü ele alıp neden böyle davrandığını çok iyi vakit geçirdiklerini, bunun böyle gelişmemesi gerektiğini falan söylemiş ( kendi doğru saydığı değerlere göre ) ; çocuk da tatildeki atmosferin çok güzel olduğunu , çok iyi vakit geçirdiğini hatta arkadaşımdan fazlasıyla hoşlandığını fakat duygularını kafasında bir yere yerleştiremediğini söylemiş ve eklemiş zamana bırakmaları gerektiğini iki arkadaş ve dost gibi görüşmeye devam edip hayatın onları yönlendirmesini istediğini, acele değil daha sağlam ve yavaş adımlarla demeden, aldığı cevaplardan hoşlanmayan arkadaşım neden onunla görüştüğünden başlayıp, siz zaten şöylesinizden devam edip ateşli bir konuşmayla telefonu yüzüne kapatmış. Ve yaz aşkını olduğu yerde bırakmış. Tatsız bir anı olmuş anılarında.
Kadınlar tam anlamıyla hoşlanacakları ya da duygu hissettikleri birini bulduklarında, karşılıklı ümit veren durumlarda yaşandı mı ? Hemen karşımızdakinin adımlarını da hesaplamaya başlıyoruz bir güzergah belirliyor, şekillendirdikçe şekillendiriyoruz bu yüzden karşı tarafa nazaran daha komplike olabiliyoruz. Ama erkekler için durum daha basit duyguları yoğunsa düşünme kısmını atlıyorlar ve daha sizin düşünmenize fırsat vermeden istediğiniz her şeyi kendileri istedikleri için yapıyorlar; düşünüyorlarsa ya da bahaneleri varsa duygularındaki eksiklikten kaynaklanıyor. O yüzden bir erkek beklediklerinizi kendiliğinden yapmıyorsa uzatmayın gitsin yeteri kadar duygusu yoktur.
''Var olacaktı ama olmadı '' dedi, başladı anlatmaya kalabalık bir arkadaş grubuyla güneye gitmiş herkes çift, bir o ve bir de muhtemel ona tanıştırmayı düşündükleri çocuk yalnız. Böylelikle muhabbetin gelişmesi de zor olmamış. Çocuktan baya etkilenmiş hatta hayaller kurmaya , gelecek planları yapmaya çoktan başlamış kafasında bütün aradıkları da varmış üstelik çocukta (yaz aşkını orada bırakmamaya kararlı gibi ).Ama sonuçlarını her yönüyle göze alamadığın duygular pek de aşk sayılmazdı dimi , neyse döndükten sonra da telefon görüşmelerine, mesajlaşmalara devam etmişler ama çocuktaki sıcaklık, samimiyet artması gereken yerde azalmış. Beklediği ilgiyi göremedikçe arkadaşımdaki ısrarlı tavır artmış. Ki artmasındaki tek neden tek soruya cevap alamaması, neden onun istediği gibi gitmiyordu? Biz kadınlar hep önce hayal kurup olmayınca da hayal kırıklığımızı karşımızdaki insanın yarattığı bir durummuş gibi yapmaya bayılırız. Bir adım atarız, atarken de karşı tarafın beklediğimiz doğrultuda hamle yapmasını bekleriz olmadı mı eyvah!!! Ne de olsa her şey bizim planladığımız gibi olmalı ya da sürmeli bizden bağımsız davranışlara ya da öngörümüzün dışına çıkan olaylara pek tahammülümüz yok. İşte işler tam da bu noktada tatsızlaşıp arkadaşım bütün dikenlerini çıkarıp biraz da yüzsüzlüğü ele alıp neden böyle davrandığını çok iyi vakit geçirdiklerini, bunun böyle gelişmemesi gerektiğini falan söylemiş ( kendi doğru saydığı değerlere göre ) ; çocuk da tatildeki atmosferin çok güzel olduğunu , çok iyi vakit geçirdiğini hatta arkadaşımdan fazlasıyla hoşlandığını fakat duygularını kafasında bir yere yerleştiremediğini söylemiş ve eklemiş zamana bırakmaları gerektiğini iki arkadaş ve dost gibi görüşmeye devam edip hayatın onları yönlendirmesini istediğini, acele değil daha sağlam ve yavaş adımlarla demeden, aldığı cevaplardan hoşlanmayan arkadaşım neden onunla görüştüğünden başlayıp, siz zaten şöylesinizden devam edip ateşli bir konuşmayla telefonu yüzüne kapatmış. Ve yaz aşkını olduğu yerde bırakmış. Tatsız bir anı olmuş anılarında.
Kadınlar tam anlamıyla hoşlanacakları ya da duygu hissettikleri birini bulduklarında, karşılıklı ümit veren durumlarda yaşandı mı ? Hemen karşımızdakinin adımlarını da hesaplamaya başlıyoruz bir güzergah belirliyor, şekillendirdikçe şekillendiriyoruz bu yüzden karşı tarafa nazaran daha komplike olabiliyoruz. Ama erkekler için durum daha basit duyguları yoğunsa düşünme kısmını atlıyorlar ve daha sizin düşünmenize fırsat vermeden istediğiniz her şeyi kendileri istedikleri için yapıyorlar; düşünüyorlarsa ya da bahaneleri varsa duygularındaki eksiklikten kaynaklanıyor. O yüzden bir erkek beklediklerinizi kendiliğinden yapmıyorsa uzatmayın gitsin yeteri kadar duygusu yoktur.
Peki neden biz kadınlar erkeklere nazaran daha duygusal ve derin olduğumuzu savunduğumuz halde, hayallerle ve getirdiklerini yaşamayı daha çok sevdiğimizi bilerek aşk konusunda daha garantörüz.Neden illa duygularda bir yazılı anlaşma arıyoruz, öz güvensizlikten mi? Yoksa soru işaretlerine katlanamadığımızdan mı? Oysa biz değil miyiz? Heyecan isteyen ,tutku arayan ve bununda belirsizlikte olduğunu söyleyen (ki tamamen yalandır).
Peki neden her şeyi oluşuna bırakıp bir film gibi izleyemiyoruz hayatımızı? Neden sadece keyfini süremiyoruz güzel tesadüflerin getirisini beklemeden? Kafamızda bir şeyler yaratmadan zamanla tanımanın güzelliği kısık ateşte pişen yemek kadar lezzetli olabilir. Beklentilerimiz doğrultusunda bir yönlendirmede bırak aşkı, sevgiyi; dostluk bile ilerlemez. Tabi ilk görüşte aşk vardır bu her iki taraf için aynı andaki tutulmayla olabiliyor bazen. Bir düşünsenize isteklerimizi, beklentilerimizi, ihtiyaç duyduğumuzu zannettiklerimizin kaçına dönüp baktığımızda iyi ki olmuş diyebiliyoruz.Ya da hangileri bizim seçimlerimiz.İnsan kendini bulunca ve kendini sevince egolarından oluşan perde kalkıyor gözlerinin önünden, ruhu hafifliyor daha sevgi dolu daha şefkatli oluyor.Her duygusunu yaşamayı seviyor ve o anı o anın güzelliğinde yaşıyor, gerisi zaten gelmeli ise geliyor ya da kimya tutmuyor bozuluyor. Hayat beklentisiz olduğunda sana kendini sonuna kadar açıyor. Hem kim demiş sadece yaz diye aşk her mevsim güzel :))
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder