Her şeyi erteleye bilirdin, kendini şımartmayı, kendinle dertleşmeyi, yağmurda yürümeyi, çimlere uzanıp gökyüzünü seyretmeyi, şarkı söylemeyi, aynada uzun uzun kendine gülümsemeyi, hiç bilmediğin bir yere yolculuk yapmayı, gönül terazisini eşitlemeyi... diyerek uzayıp giden binlerce şeyi. Nasılsa bir gün zamanı gelir diye? Gelir mi gerçekten?
Ne kadar zamanının kaldığını bilmediğin bir yaşamda uzun vadede planlar yapmak ne kadar riskliyse, keyif aldığın her şeyi ertelemek de o kadar riskli. Kaybetmeden kıymeti anlaşılmayan en değerli şey olan zamanı, nasılda bol keseden harcadığımızı düşünürsek çok da akıllı varlıklar sayılmayız.Yapılması gerekenler hep baş köşede, olması gerekenlerle dolu bir güzergahı ezberden yaşarken, soru sormayı unutur insan. Bir günün diğer güne devredilmeleriyle gitgide ağırlaşan yükün altında ezilen ruhlar coğrafyasıdır dünya. Olmazların, yapılamayacakların, kabul görmeyenlerin dışarıda bırakıldıkları çemberin içinde oynadığın bir oyun. Çemberin dışında kalanın reddedilme riski öyle ürkütücüdür ki denemezsiniz bile.
Oysa derin suların altındaki güzellikler nasıl yüzeyden görünmezse derinliğinde bulabileceğin onca hazineyi de kaçırmış olacaksın. Yarın değil, sonraki gün değil, bugün değil şu saniye şu an senin ve sadece sana ait.
Unutun ''yapmalıyım'' , ''yapmak zorundayım'' ları gönlünüzü dinleyin.
Tüm olumsuzluklara mantıklı nedenler bulmak yerine, kendinizi kandırmak yerine yüzleşin, ne faydası olur ki? Belki faydası olmaz ama siz zamana değil zaman size yetişmeye çalışır. Temizlenmiş, kendini sevmiş bir ruhtan daha fazla yaşayan yoktur, bu yüzden kendinize zaman ayırın. Kontrol durumunun duygularınızda yarattığı köreltmeyi gidermek için şimdi, hemen kendinize doğru yola çıkın, çünkü zaman sizi beklemez...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder